Sözde Özne, Özne Sayılır Mı? Toplumsal Yapıların İçsel Çatışması Üzerine Bir Düşünce
Bazen insan, bir şeyin ne kadar basit göründüğüne bakarak derinlemesine bir sorgulamaya girişmekte zorlanır. Mesela “özne” kelimesi, dilde özne olarak kullanılan bir şeyin sadece bir dilsel kavram mı, yoksa gerçek dünyada daha fazla anlam taşıyan bir yapısal öğe mi olduğuna dair bir soruya dönüşebilir. İşte bu soruyu sorarken, sosyolojik anlamda “sözde özne” olma durumunun çok daha fazla katmanı vardır. Toplumda kendini, kimliğini ve hakkını var edebilmek için gerçek bir özne olma yolculuğunda karşılaşılan engeller ve zorluklar; ister erkek, ister kadın, ister başka bir kimlikten olsun, pek çok insanın yaşadığı, çoğu zaman da pek fark edilmeyen bir gerçektir. Toplumsal yapılar, cinsiyet normları, kültürel pratikler ve güç ilişkilerinin etkileşimini anlamaya çalışan biri olarak bu yazıda, “sözde özne” olmanın, yani varlık sebeplerinin çoğu zaman görünmez ya da dışlanan bir yere itildiği durumu tartışacağım.
Evet, sözde özne ne demek ve toplumda özne sayılabilir mi? Bunu anlamak için önce temel kavramları netleştirelim.
Temel Kavramlar: “Özne” ve “Sözde Özne”
Özne Nedir?
Özne, temel olarak dilde bir cümlenin öznesini ifade etse de, sosyolojik anlamda çok daha derin bir anlam taşır. “Özne”, toplumsal yapılar içinde kendini tanıyan, kendi kimliğini inşa eden, sesini duyurabilen, hakkını arayabilen bir varlık olarak tanımlanabilir. Bu, bir kişinin kendi hayatında ve toplumda etkin bir rol alması anlamına gelir. Özne olmak, bir insanın kendisini tanıyabilmesi ve toplumsal normların ötesine geçerek kendi hayatını şekillendirebilmesidir. Toplumsal adalet ve eşitlik çerçevesinde, özne olmak, bireyin hakkını savunabilmesi ve potansiyelini gerçekleştirebilmesi için ön koşuldur.
Sözde Özne Nedir?
“Sözde özne”, aslında toplumsal yapılar tarafından öznellikten dışlanmış ya da engellenmiş, varoluşu ya da kimliği görünmeyen bireyleri tanımlar. Bu kişiler, toplumsal yapılar tarafından bir özne olarak kabul edilmezler. Kendilerine verilen rollerle sınırlı kalırlar ve gerçek anlamda özne olma hakkından yoksun bırakılırlar. Sözde özne, toplumun normatif yapılarına uymayan, bu normların dışına çıkmaya çalışan fakat engellenen kişilerdir.
Örneğin, bazı kültürel bağlamlarda kadınlar, erkeklerle eşit haklara sahip olsa da hala birçok alanda sosyal, kültürel ve ekonomik olarak eşit bir özne olarak kabul edilmezler. Bu durum, bireylerin toplumda daha fazla varlık gösterme şanslarını sınırlayabilir.
Toplumsal Normlar ve Cinsiyet Rolleri: Sözde Özne Olmanın Temelleri
Toplumsal Normların İnsanın Kimliğine Etkisi
Toplumlar, belirli normlar etrafında şekillenir. Bu normlar, bireylerin nasıl davranması gerektiğini, neyi kabul etmesi gerektiğini ve kimliklerini nasıl inşa etmeleri gerektiğini belirler. Bu normlar, bazen insanın özne olma yeteneğini kısıtlar. Örneğin, erkeklerin ve kadınların toplumdaki yerlerine dair farklı beklentiler, bireylerin toplumsal rol ve kimliklerini zorlar.
Bir kadının, bir erkekle aynı işyerinde çalıştığında veya aynı eğitimi aldığında bile toplumsal anlamda “özne” kabul edilmesi uzun bir yolculuktur. Bu, sadece iş gücü piyasasında değil, günlük hayatta da geçerlidir. Toplum, bazen kadını “sözde özne” olarak görür; yani, teorik olarak eşit bir insan olarak kabul eder, ama ona eşit haklar tanımaz.
Cinsiyet Rolleri ve Toplumsal Yapılar
Cinsiyet rollerinin toplumsal inşası, kişilerin özne olma deneyimlerini derinden etkiler. Kadınların ev işlerine odaklanması gerektiği yönündeki normlar, erkeklerin liderlik pozisyonlarında daha çok yer alması gerektiği anlayışı, bireylerin kendilerini özne olarak hissetmelerini engeller. Bunun sonucunda, toplumsal yapılar, bireylerin özne olabilmesinin önünde engeller oluşturur.
Cinsiyet eşitsizliğinin en belirgin olduğu alanlardan biri de çalışma hayatıdır. Araştırmalar, kadınların aynı işi yapan erkeklere kıyasla daha düşük maaş aldığını ve yükselme şanslarının daha az olduğunu göstermektedir. Bu, basitçe bir eşitsizlik meselesi değildir; aynı zamanda toplumsal yapılar tarafından kadınların özne olma haklarının engellenmesidir.
Kültürel Pratikler ve Güç İlişkileri: Sözde Özne Olanların Hikâyeleri
Kültürel Pratiklerin Sosyal Adalet Üzerindeki Etkisi
Kültürel pratikler, belirli bir toplumda öznelerin nasıl kabul edilip edilmediğini şekillendirir. Toplumlar, bazen geleneksel kültürel pratiklerle, bazen de dini veya ailevi normlarla insanları özne olmaktan uzaklaştırabilir. Bu durum özellikle marjinalleşmiş gruplar için geçerlidir. Örneğin, etnik kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğrayan bir birey, toplumsal kabulden yoksun kalarak sözde özne haline gelir.
Birçok toplumda, LGBTİ+ bireyler de bu tür bir dışlanmanın kurbanıdır. Onların kimlikleri, cinsiyetleri ve cinsel tercihleri, toplum tarafından genellikle “doğal” olarak kabul edilen normların dışında görülür. Bu durum, LGBTİ+ bireylerin toplumsal hayata katılımını kısıtlar ve onları sözde özne yapar.
Güç İlişkileri ve Eşitsizlik
Güç ilişkileri, toplumsal yapılar içindeki insan hakları ve eşitlik anlayışını doğrudan etkiler. Toplumda belirli grupların daha fazla güce sahip olması, diğer grupların sözde özne olmasına yol açar. Örneğin, ekonomik olarak güçlü gruplar, toplumsal normları belirlerken daha zayıf grupların haklarını göz ardı edebilirler.
Güç, sadece ekonomik kaynaklardan değil; kültürel, sosyal ve politik kaynaklardan da gelir. Bu, toplumsal yapılar ve normlar etrafında dönen sürekli bir gerilim yaratır. Özellikle düşük gelirli, işsiz veya eğitim seviyeleri düşük olan bireyler, genellikle toplumun “sözde özne”leri olarak kalırlar.
Örnek Olaylar ve Güncel Akademik Tartışmalar
Örnek olarak, Türkiye’deki kırsal kesimlerde yaşayan kadınların ekonomik hayata katılımını ele alalım. Çalışmalar, bu kadınların çoğu zaman evde kalmak zorunda bırakıldığını ve toplumsal normların onların özne olma yeteneklerini engellediğini gösteriyor. Ayrıca, 2020’de yapılan bir saha araştırması, kırsal kesimde kadınların sadece yüzde 10’unun iş gücüne katıldığını ortaya koyuyor. Bu, toplumsal yapılar ve cinsiyet rollerinin etkisiyle şekillenen bir dışlanmışlık örneğidir.
Bir başka örnek, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyah Amerikalıların yaşadığı sistematik ayrımcılıktır. Siyah Amerikalılar, toplumsal olarak “sözde özne” konumuna düşürülmüşlerdir. Bu, sadece geçmişteki kölelikten değil, hala devam eden ırkçı uygulamalardan kaynaklanmaktadır. Bu grup, sıklıkla toplumsal normlar ve güç ilişkileri tarafından dışlanmaktadır.
Sonuç: Kendi Deneyimlerinizi Paylaşın
“Sözde özne” olmak, sadece bir kavramdan ibaret değildir; gerçek bir deneyimdir. Toplumsal normlar, cinsiyet rolleri, kültürel pratikler ve güç ilişkileri, her birimizin kimliğini ve özne olma hakkını şekillendirir. Hepimiz, bu yapılar tarafından ya engellenmiş ya da dışlanmış olabiliriz. Bu yazı, hepimizin deneyimlediği toplumsal eşitsizliklere dair bir farkındalık yaratmayı amaçladı.
Peki ya siz? Hayatınızda herhangi bir zaman, kendinizi sözde özne olarak hissettiniz mi? Toplumsal yapılar sizi hangi noktalarda dışladı veya engelledi? Kendi gözlemlerinizi paylaşarak bu toplumsal yapıları daha derinlemesine keşfetmeye davet ediyorum.