Kayseri’de Kış Akşamı ve Hamsi Kokusu
Kayseri’nin kışını bilirsin; soğuk sadece havada olmaz, insanın içine de işler. O gün de öyle bir gündü. Sabah uyandığımda camın buğulandığını gördüm ve sanki içimde de aynı buğ varmış gibi hissettim. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı sabahlar neden uyandığımı anlamaya çalışıyorum. Günlük tutarım, çünkü konuşamadıklarımı kâğıda dökmezsem içimde taş gibi kalıyor.
O gün aklımda tek bir şey vardı: hamsi. Küçük bir plan, belki sıradan bir akşam yemeği gibi görünen ama benim için çok daha fazlası olan bir şey. Çünkü bazı sofralar yemek için değil, bir şeyleri onarmak için kurulur. Ben de o sofrayı kurmaya çalışıyordum.
Planlanan Sofra
Evde dört kişiydik. Ben, ablam, eniştem ve küçük yeğenim. Son zamanlarda herkes biraz içine kapanmıştı. Konuşmalar kısa, bakışlar yorgundu. Sanki evin duvarları bile eski neşesini kaybetmişti.
O yüzden aklıma geldi hamsi. Karadeniz’den gelen o keskin kokulu, yağlı ama bir o kadar da sıcaklık taşıyan balık. İçimde garip bir umut vardı: Eğer doğru hazırlanırsa, belki bu sofrada herkes biraz gülümseyebilirdi.
Ama işin en basit görünen kısmı bile kafamı kurcalıyordu. Kaç kilo almalıyım? Herkes doyacak mı? İsraf olur mu? Tam da o an zihnimde tek bir soru döndü durdu: 4 kişiye kaç kilo hamsi yeter?
Bu soru dışarıdan bakınca basit, hatta biraz komik gelebilir. Ama benim için değildi. Çünkü bu sadece bir yemek hesabı değildi. Bu, “Bu sofrada eksik bir şey kalmasın” çabasının iç sesiydi.
Balıkçı Pazarı
Sabah erken çıktım evden. Kayseri’nin pazarı her zaman biraz serttir; sesler yüksek, yüzler ciddi, hava soğuk. Balık tezgâhına yaklaştığımda o koku yüzüme vurdu. Denizden uzak bir şehirde yaşıyorsun ama balık kokusu sana denizi hatırlatıyor, bu tuhaf bir çelişki.
Tezgahta duran adam bana baktı.
“Ne kadar alacaksın?”
Bir an durdum. Kaç kilo demeliyim? İçimde hesap yapmaya çalıştım. Dört kişi… biri çocuk… yanında ekmek, salata… belki biraz fazla almak iyi olur… ama ya kalırsa?
“İki kilo hamsi yeter mi?” dedim.
Adam kaşını kaldırdı.
“Yetmez. Dört kişi için en az üç kilo al.”
Üç kilo… O an kafamda bir şeyler yerine oturur gibi oldu. Sanki sadece balık değil, hayatın bazı dengeleri de tartılıyordu. Fazla almak israf, az almak eksiklikti. Tam kararında olmak gerekiyordu. Ama hayat bana hiçbir zaman “tam kararında” olmayı öğretmemişti.
Balıkları poşete koyarken ellerim üşüyordu. Ama içimde küçük bir heyecan vardı. Sanki bugün bir şey değişecekti.
4 Kişiye Kaç Kilo Hamsi Yeter?
Eve dönerken otobüste camdan dışarı baktım. Kafamda aynı soru dönüp duruyordu: 4 kişiye kaç kilo hamsi yeter?
Bu sadece bir yemek hesabı gibi görünse de aslında daha derin bir şeydi. Benim için “yeter” kelimesi hiç kolay olmadı. Ne sevgi yeterdi, ne ilgi, ne de bazen zaman.
Evde sofrayı kurarken ablam mutfaktan seslendi.
“Ne kadar aldın?”
“Üç kilo.”
Bir an sessizlik oldu.
“Az değil mi?” dedi.
İşte tam o anda içimde bir şey kırıldı. Çünkü az kelimesi bana hep fazla şey anlatırdı. Az ilgi, az anlaşılma, az kalma hissi… Hayatımın büyük kısmı “az”larla geçmiş gibiydi.
Ama yine de gülümsedim.
“Yetmesi lazım,” dedim.
Tavayı ısıttım. Yağ kızınca hamsileri tek tek dizmeye başladım. O ses… yağın içinde çıkan çıtırtı… insanın içini garip bir şekilde sakinleştiriyor. Ama benim içimdeki fırtına dinmiyordu.
Akşam ve Sessiz Hayal Kırıklığı
Sofra kurulduğunda herkes geldi. Yeğenim tabağına bakıp gülümsedi. O gülümseme bana günün en büyük ödülü gibi geldi.
Ama sonra bir şey oldu.
Hamsiler beklediğim kadar yetmedi. Tava boşaldıkça içimde bir eksiklik büyüdü. Sanki sadece yemek bitmiyordu; bir şeyler de eksiliyordu. Ablam birkaç tane daha almak istedi ama kalmamıştı.
O an içimde net bir duygu vardı: hayal kırıklığı.
Kendime kızdım. “Üç kilo nasıl yetmez?” diye düşündüm. Ama aslında mesele kilo değildi. Mesele, yetirememe hissiydi.
Sofrada konuşmalar azaldı. Herkes yedi ama kimse gerçekten doymuş gibi görünmüyordu. Ben ise tabağıma bakıyordum ve içimden bir şeyler çekiliyordu.
İçimde Büyüyen Sessizlik
O gece odama çekildiğimde defterimi açtım. Yazmak istedim ama kelimeler ağırdı.
“Bugün yine yetemedim,” yazdım.
Sonra durdum. Bu sadece yemekle ilgili değildi. Hayatımın birçok alanında aynı hissi taşıyordum. İnsanlara, anlara, belki kendime bile yetememek.
Kayseri’nin gece sessizliği camdan içeri doluyordu. Uzakta bir köpek havlıyordu. Evde herkes uyumuştu ama benim içim uyanıktı.
Kendi kendime tekrar ettim: 4 kişiye kaç kilo hamsi yeter?
Ve cevabın aslında kilo olmadığını fark ettim. Bu soru, bir ölçü değilmiş. Bir hismiş.
Küçük Bir Umut Kıvılcımı
Ertesi gün sabah olduğunda mutfağa gittim. Tezgahta kalan birkaç hamsi vardı. Kimse dokunmamıştı.
Onları alıp tekrar tavaya koydum. Bu sefer acele etmedim. Yağın sesini dinledim. Ev hâlâ sessizdi ama bu sessizlik önceki geceki gibi ağır değildi.
Yeğenim uyandı ve mutfağa geldi.
“Dayı, yine yapacak mısın?”
Başımı salladım.
O an küçük bir şey oldu. Belki de günlerdir beklediğim şeydi bu: basit bir mutluluk.
Ona küçük bir tabak verdim. Gülümsedi. Ve ben ilk defa “yetmek” kelimesini farklı hissettim.
Belki de mesele hiç bitmemek, hep tam olmak değildi. Belki mesele, o an birinin gözünde bir şeyleri doğru hissettirebilmekti.
Son Düşünce
Günler sonra bile o akşamı düşündüm. Üç kilo hamsi… basit bir hesap gibi görünen ama içimde büyük bir kapı açan bir şey.
Artık biliyorum ki bazı soruların cevabı sayılarla verilmez. 4 kişiye kaç kilo hamsi yeter sorusu da onlardan biri. Çünkü mesele mideyi doldurmak değil, kalplerdeki boşluğu biraz olsun ısıtabilmek.
Ve ben hâlâ her mutfağa girdiğimde o kokuyu hatırlıyorum. Yağda çıtırdayan hamsi sesi bana sadece bir yemeği değil, yetememe korkumu ve onun içinden doğan küçük umutları hatırlatıyor.
Okuyucularımıza “4 kişiye kaç kilo hamsi yeter” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Ecel ekibi olarak bizi okumaya devam edin!
Benzer Konular: Subaylık KPSS kaç puan ?